18 Mart 2010 Perşembe

terk-i dünya

her acının bir bedeli, her günahın bir sebebi, her muskanın üçgen olması koşulunun rüzgarını arkama almış, terk ediyorum dünyayı, dünyanızı. size dair son gördüklerim ise yine beni kendi normalinize döndürme çabalarınız oluyor. bilmiyorsunuz ki, olmadığında tedirgin olduğunuz bedenim, sesim; yamacınızda tutmak için kollarınızla sımsıkı sardığınızda, daha çok gitmek istiyor ülkelerinizden. kendiniz için ideal olan gelecekleri, bana giydirirken benim o giysileri beğenmeyeceğimi düşünmüyorsunuz, aklınızın ucundan geçmiyor ve bunun tasavvuruna tenezzül dahi etmiyorsunuz. ancak gelecekle mutlu olunabileceğine inanıyorsunuz, şu anki mutluluklarınız bile gelecekte hayalini kurduklarınızın yanında bir kibritin saçtığı ışık olarak kalıyor. oysa atide ne cami avizeleri bekliyor, ne yıldız saçan maytaplar var... mutluluklarınızın bile kıymetini bilmezken, benim an be an yaşadıklarımın tadını çıkarmama nasıl izin veresiniz değil mi? öyleyse bir daha mutlu olamayıncaya kadar ertelenmeli bütün mutluluklar. ben burayı terk ediyorum dediğim zaman yüzüme bakıyorsunuz ya da cevabını bekliyorsunuz aval, dünyanın ancak fiziksel olarak terk edilebileceğine 4. sınıf bir fen bilgisi öğrencisi mantığıyla yaklaşarak, "uzaya mı gideceksin yani?" diye soruyorsunuz. yine aranızda olacağım, hatta dünyanıza ait yaşamsal öğeleri kullanacağım, ancak aynı renkleri görmeyeceğiz sizinle, aynı kokuları duymayacağız ve aynı sesleri işitmeyeceğiz. "ya bırak allah aşkına manyaklaştın mı sen, ne yapacaksın sen öyle" dediğiniz zaman terk edeceğim bu dünyayı, dünyanızı. ben kendimi pek bir yerlere, bir yerleri de pek kendime ait hissedemem de.

1 yorum: