24 Kasım 2013 Pazar

"hiçbir şey de gözüm yok, sen yanımda ol yeter"

öncelikle ne yapıyorsan bırak yapmayı, bırakamıyorsan bundan sonrasını okuma. acele etme, lütfen dur, bekle. ikiyüz liralık bir banknot gibi düşün bu yazıyı, bozdurma. bir kerede ver birinin eline gitsin. korkma buraya geldiysen, devam et. kafanı karıştırmak değil niyetim, bu mektup/mesaj/yazıda. vasiyetname. aşığın, aşkına son sözleri. esir edebildiğim kadar(ını) bırakıyorum, rahatsız edebildiğim kadar(ından) vazgeçiyorum, yorduğum tarafın varsa, söyle "geçti". şimdi doğrul yerinden, strese gerek yokmuş bak.

"sevgilim suçunu herkes bilecek, bana ettiğini herkes duyacak, seni allah bile affetmeyecek"

korkma, hayatında riske edebileceğin ne varsa et. fedakarlık diye birşey olmadığına ikna olmuştuk, hatırlarsın. seçimler diyorduk, insan ne yapıyorsa, seçip de yapıyor. fedakarlık dediği şey de aslında bir seçim. işte neyle mutlu olacağını biliyorsan, o patikadan yürü. kimse ile çıkmak zorunda değilsin. gücüne tapıyorum, biliyorum her dağa tek başına tırmanabilirsin. ha düşmeyeceksin, tökezlemeyeceksin mi sanıyorum, sanıyorsun. yok, düşeceksin, tökezleyeceksin ama biliyorum ki en çabuk sen kalkacaksın ayağa. en kolay sen devam edeceksin.

"madem ki benli hayat sana kafes kadar dar, uzaklaş git ellerimden gidebildiğin kadar"

oku, eline ne geçtiyse. kim bilir (ben değil), belki artık bana söylediğin zaman ki kadar manipüle etmiyordur dimağını, okuyorsundur. oku. herşeyi yaşayarak çözemezsin. yaz. kim bilir, belki daha fazla yazıyorsundur benimle olduğun zamandan. daha fazla yazman mı kötü, daha az mı bilemedim. zaten iyi ile kötüyü ayırt edemezdik ikimizde. bulanıktık. hayatımda en çok ağladığım günlerden biri aynı zamanda en güzellerinden biriydi. hem sendin ağlatan, hem sendin güldüren. bulanık.



gezegeninin bağlı bulunduğu yıldızının etrafında dönüşünün tam turunu not eden/kutlayan/anan bizim gibi canlıların olmadığı bir dünyada yaşamak isterdim. ya da senden hiç ayrılmadığım/kopmadığım/uzaklaşmadığım bir paralel evrende. ama hiçbirinde değilim. mecbur yaşadığım evreni, gezegeni kabullenip mücadele ediyorum. aslında bir bakıma gezi parkında yaşananlar gibi, her ayın 31'inde seni arayıp sabah 5'de biber gazı yiyorum. yanlış anlama ne ben o aktivistler kadar masumum ne de sen polisler kadar zalim. ama her seferinde daha da kalabalıklaşıyor eylemim. her seferinde mevzu sadece gezi park'ı olmaktan çıkıyor. telefonu açsan bunları sana söyleyebilir miydim, bilmiyorum, sanmıyorum. telefonu açmaman üzerine zaten benim hikayem. yine de iyi ki senin var olduğun bir dünya'ya geldim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

defter

eğer gerçekten ölümümden sonra bedenimle ne yapılacağını umursuyor olsaydım, attığım her adımla ıslak bir pamuk gibi şekillenen beyaz plaj k...