tabldot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tabldot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Ağustos 2012 Salı
teorik yalnızlık pratiği
yazmadığım birçok şeyin arasından bunu seçtim yayınlayacak.
sen benim en aleni cümlelerimin, yine de gizli öznesi,
kaldı hasretimiz kıyamete kadar.
29 Ocak 2012 Pazar
canım dediklerim canımı aldı
ve ancak bir dost kırabilirdi, en fazla camını, gönül fakirhanemin. çok yabancılık çekmeyeceksiniz kendisini tanımakta; birayı çakmakla açmayı kimden öğrendiyseniz, o. rakı içerken en çok olmasını istediğiniz yanınızda. yoksa çok uzaklara gitmeyin öyle.
bundan on yıl öncesi, aynı yatak numarası düşmüş kaderimize, 8 kişilik odada. koyun koyuna yatacak halimiz yok ama dinlemiyorsun, tartışıyorsun. yaw yeni tanışmışsın bir yüzün gülsün değil mi, yok. yatağı alıyorum, odadan çıkıyorum zaferle, dönüyorum ne göreyim. abi sigara içiyor odada (içses: ben içiyor muyum? yok. o zaman o da içemez). "burda sigara içilmez" diyorum. 8 kişilik oda, ikimiz dışında 6 kişi daha var, aralarında sigara içen yok. içilmez diye karar alınıyor, skoru 2-0'a getiriyorum. hala da ben gıcığım kendisine.
tiyatro hevesi sarıyor, yurdun topluluğuna katılıyorum. işler yolunda, hocanın oyunu var ona gidilecek. iki kişilik davetiye elde, odadaki diğer 6 kişi gelmiyor. en son yalnız gitmeyeyim, tiyatroya gelir misin diyorum, geliyor. bir daha da yalnız bırakmıyor. otobüste bakıyorum, kentkartı biz bastık da herifin muhabbet güzel. konuşulur bununla. bir daha da susulmuyor. oyun vasat, ortam güzel, hocayla tanışınca, ikna oluyor topluluğa katılmaya. bundan sonrası sade hatıralar, şimdi müsadenizle, sadece onun anlayacağı şekilde aklıma her bir hatıraya denk gelen imgeleri yazacağım.
ranza
otobüs iç camı
yangın merdiveni
evlatlık
samanlıktan kaldıramadım
boyacı
karacadağ dersanesi
tamamı, yurt yıllarımıza denk gelir. hayatımın o kadar hareketli olduğu, başka bir zaman dilimi yoktur. o, zaten hayatı hep böyle yaşar. aramızdaki en büyük bağ, birbirimize olan inancımızdır.
bundan on yıl öncesi, aynı yatak numarası düşmüş kaderimize, 8 kişilik odada. koyun koyuna yatacak halimiz yok ama dinlemiyorsun, tartışıyorsun. yaw yeni tanışmışsın bir yüzün gülsün değil mi, yok. yatağı alıyorum, odadan çıkıyorum zaferle, dönüyorum ne göreyim. abi sigara içiyor odada (içses: ben içiyor muyum? yok. o zaman o da içemez). "burda sigara içilmez" diyorum. 8 kişilik oda, ikimiz dışında 6 kişi daha var, aralarında sigara içen yok. içilmez diye karar alınıyor, skoru 2-0'a getiriyorum. hala da ben gıcığım kendisine.
tiyatro hevesi sarıyor, yurdun topluluğuna katılıyorum. işler yolunda, hocanın oyunu var ona gidilecek. iki kişilik davetiye elde, odadaki diğer 6 kişi gelmiyor. en son yalnız gitmeyeyim, tiyatroya gelir misin diyorum, geliyor. bir daha da yalnız bırakmıyor. otobüste bakıyorum, kentkartı biz bastık da herifin muhabbet güzel. konuşulur bununla. bir daha da susulmuyor. oyun vasat, ortam güzel, hocayla tanışınca, ikna oluyor topluluğa katılmaya. bundan sonrası sade hatıralar, şimdi müsadenizle, sadece onun anlayacağı şekilde aklıma her bir hatıraya denk gelen imgeleri yazacağım.
ranza
otobüs iç camı
yangın merdiveni
evlatlık
samanlıktan kaldıramadım
boyacı
karacadağ dersanesi
tamamı, yurt yıllarımıza denk gelir. hayatımın o kadar hareketli olduğu, başka bir zaman dilimi yoktur. o, zaten hayatı hep böyle yaşar. aramızdaki en büyük bağ, birbirimize olan inancımızdır.
4 Temmuz 2009 Cumartesi
strofor
katastrof, distopya sensizlik. saç sabunluyken suların kesilmesi, müziksiz okunan bir şiir. mutsuzluk. patlak tekerlek. ölü bir zımpara. hiçbir şey söyleyememek. safi imge.
27 Haziran 2009 Cumartesi
işkenceye hayır
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi Madde 5
Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı davranı ya da ceza uygulanamaz.
Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme Madde 1
İşkence terimi, bir şahsa veya üçüncü bir şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil nedeniyle, cezalandırmak amacıyla, bilgi ve itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir nedenden dolayı bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızasıyla veya onayıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 3
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
Türk Ceza Kanunu Madde 94
Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Güvenlik Güçleri Tarafından Yakalandığınızda:
- Ne ile suçlandığınızı, hakkınızın neler olduğunu bilme ve yakınlarına haber verme haklarına sahipsiniz.
-Kimlik bilgileriniz dışında bilgi vermeme (susma) hakkına sahipsiniz.
- Yakalandığınız andan başlayarak avukat isteme hakkına sahipsiniz.
- Avukat gelinceye kadar ve hatta avukatla görüştükten sonra dahi hakkınızdaki suçlamalarla ilgili susma (bilgi vermeme) hakkına sahipsiniz.
- Yakınlarınızdan dilediğiniz birine, yakalandığınızın bildirilmesini isteme hakkına sahipsiniz.
- Özgür iradenize dayanmayan hiçbir tutanağı imzalamamalısınız.
- Suçlamalarla ilgili olarak, lehinize olan her türlü delilin toplanmasını talep etme hakkına sahipsiniz.
- Yakalandıktan sonra en geç 24 saat içinde yargıç önüne çıkarılmanız gerekmektedir.
- Toplu olarak işlenen suçlarda (3 veya daha fazla kişi); bu süre savcı kararıyla her defasında 1 günü geçmemek kaydıyla 4 güne kadar uzatılabilir.
- Yakalama işlemine veya gözaltı süresinin uzatılmasına itiraz edebilirsiniz. Bunun için kendiniz güvenlik görevlileri aracılığı ile veya eşiniz ya da yasal temsilciniz ve müdafiiniz aracılığıyla Sulh Ceza Mahkemesine derhal başvurarak durumunuzun incelenmesini talep etme hakkına sahipsiniz.
İşkence Gördüyseniz:
- Bunu mutlaka avukatınıza söyleyerek ifade tutanağına geçirtmelisiniz.
- İşkencenin saptanması için bir doktora götürülmeyi talep etme ve bunu rapora yazdırma hakkına sahipsiniz.
- Doktora çıkarıldığınızda muayene sırasında doktorla yalnız kalma hakkına sahipsiniz.
Adliye Sevk Edildiyseniz, Savcılıkta ve Hakim Önünde;
- Kimlik bilgileri dışında herhangi bir ifade vermeme hakkınız vardır.
- Lehinize olan tüm delillerin toplanmasını isteme hakkına sahipsiniz.
- İşkence gördüyseniz, bunu savcıya anlatınız ve şikayetlerinizin mutlaka tutanağa geçirilmesini isteyiniz.
- İşkencenin ispatlanabilmesi için, doktordan rapor almak istediğinizi mutlaka belirtmelisiniz.
- Gözaltına alınırken ve gözaltından çıkarıldıktan sonra, alınacak olan sağlık raporu yani giriş-çıkış raporu için doktorla yalnız görüşme hakkına sahipsiniz. Doktor sizi muayene ederken, görevli kolluk kuvvetlerinin dışarı çıkarılmasını isteme hakkınız vardır.
- Karakolda, özgür iradenizi yansıtmayan herhangi bir tutanak imzaladıysanız, savcılıkta kabul etmeme hakkına sahipsiniz. Çünkü işkence altında alınan ifadeler geçersizdir.
Tutuklanarak Cezaevine Konulduysanız;
- Size yapılan işkenceyi kanıtlamak üzere, cezaevi hekimi aracılığı ile bir hastaneye sevkinizi isteme hakkına sahipsiniz.
- Aldığınız bu raporları avukatınıza bildirmelisiniz.
- Görünebilir işkence izleri için fotoğraf çekilmesini istemelisiniz.
Serbest Bırakıldıysanız;
İnsan hakları derneklerine, bulunduğunuz şehrin barolarına, insan hakları ve mazlumlarla dayanışma derneğine, türkiye insan hakları vakfına ve yine bulunduğunuz ilin tabip odasına başvurabilirsiniz.
Size yapılan işkence ve kötü muameleyle ilgili olarak mutlaka suç duyurusunda bulunmalı ve hukuki yollara başvurmalısınız.
Suç Duyurusu;
Savcılık tarafından, hakkınızda açılan soruşturma dosyasındaki yakınmalarınıza dayanarak işkence ve kötü muamele ile ilgili soruşturma başlamadıysa;
- Gözaltında iken alınmış,
- Savcılık aşamasında alınmış,
- Cezaevinde bulunduğunuz süreçte adli hekimden alınmış,
- Tabip odası aracılığı ile alınmış,
- Ya da herhangi bir biçimde alınmış raporunuz,
- Bunlardan başka varsa kanıtlarınız
Birini ya da elinizde bulunanların hepsini delil göstererek cumhuriyet savcılığına bir dilekçeyle suç duyurusunda bulumalısınız.
Şikayetinizle ilgili cumhuriyet başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilirse, 15 gün içinde ağır ceza mahkemesine itiraz etmelisiniz.
Dilekçeniz içeriğinde;
- Olayı; yer, zaman ve biliyorsanız kişi göstererek ve tarif ederek ayrıntısıyla anlatmalısınız.
- Tanıklarınızı ya da işkence gördüğünüzü gösteren giysi ve benzeri her türlü delili belirtmelisiniz.
Şikayetinizle İlgili Dava Açılırsa;
- İşkence ve kötü muamelelerin kanıtlanması için davanızı etkin bir biçimde takip etmelisiniz.
- Bu konuda avukat yardımı almanız yararınızadır.
- Dava sonunda sanıklar beraat ederlerse yasal yollara (temyiz) başvurabilirsiniz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvurmak İçin;
- Savcılığıa yapmış olduğunuz başvuruya ilişkin takipsizlik kararı verildi ise bu karar karşı yapacağınız ağır ceza mahkemesi nezdindeki itirazın reddi halinde bu red kararının tarafınıza tebliğinden itibaren,
- Güvenlik görevlileri aleyhine yürütülen yargılama sonrasında beraat kararı verildi ise bu kararın yargıtay tarafından onandığı tarihten itibaren,
6 ay içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmalısınız. Uluslararası başvuru yolları konusunda İnsan Hakları Derneklerinden, bulunduğunuz ilin barolarından, İnsan Hakları ve Mazlumlarla Dayanışma Derneğinden bilgi ve destek alabilirsiniz.
Yazarın Notu: Yazdıklarımı elime, Diyarbakır'da, 26 Haziran'da yani BM işkence görenlerle dayanışma günü'nde tutuşturdular. İyi de etmişler. Bunun yanında yardım alınan yerler hep Diyarbakır Barosu olarak geçiyordu. Ben bulunduğunuz ilin diyerek daha genişlettim bu tanımı. İçimde süphe olmasına karşın bütün illerimizin barolarının Diyarbakır Barosu gibi bu olaya önem vereceğine inanmaktayım.
3 Haziran 2009 Çarşamba
güzel kızın yanındaki çirkin kızın espri yeteneği
sıfırdır. eksi bindir, onbindir de bizim takıldığımız güzel kız durmadan buna güler, peşinden ayırmaz. her yerde birliktedirler. siz tam müthiş bir kompozisyon oluşturup çok iyi bildiğiniz şeyleri anlatıp hedef hatunu etkileyecekken; bu kız bir yerden fırlar, anlamsız bir şeyler söyler ve gülmeye başlarlar. neye gülerler bilemezsiniz. sonra bu bizim komik kız bir de "aa sen takılma bize, devam et canciş" falan der, manita daha da güler düştüğünüz duruma. konsantrasyon dağıldığı için anlattığınız konuyu da toparlayamazsınız. sizin o suskunluğunuz da bir espri daha gelir bizim şu komikten. kafasını koparmak istersiniz, "bi siktirir misin?" diye sormak istersiniz, yapamazsınız. bu tür doğuştan espri yapamama konusunda yetenekli fakat etrafındakileri bir şekilde güldürebilen, özgüvensiz desen değil, var desen yine değil güzel kızların yanındaki çirkin kızlara alınacak en iyi önlem, aynı tür de yanınızda olacak bir erkek arkadaştır, başka bişi diil.
17 Mayıs 2009 Pazar
3-5 kişiye yazı yazmak
aslında aramızda üçün beşin hesabı olmaz da bu garip hissi çözümlemeye çalışıyorum. işin özüne inersek ilkin soracağımız soru "niye yazıyorsun?" olur. ben aslında okunmak için yazıyorum, paylaşmak için. hani içimi rahatlatmak, sivilceyi sıkmak, anlaşılmamak değil niyetim. ne sadece virgüllerle ayırdığım yekcümleler kuruyorum, ne de sadece benim bilebileceğim imgeleri kullanıyorum yazılarımda. ha diyeceksiniz böyle yazmak kötü müdür? değildir. güzel örnekleri vardır. ancak dedim ya ben daha çok, anlaşılmak istiyorum, anlatmaya çalışıyorum derdimi. bazen anlaşılmayacak diye üç kere söylediğim oluyor aynı şeyi.
bir aralar çeşitli sözlüklerde yazıyordum, aklıma ne gelirse. sonra baktım orada müdahale çok yazı tipime ya da ben müdahale edilecek diye yazı tipimi değiştiriyorum, bıraktım. artık kendi blogumda georgia tipinde takılıyorum. ancak tabii ki sözlüğün ratingi daha fazlaydı, daha çok insan okuyordu yazılanları. ancak sürekli siyaset, sürekli seks, sürekli futbol konuşan güruh süresiz bıktırdı sözlüklerden beni. ha şimdi üzerimde bir emekli havası var böyle; bu blog da benim emekli ikramiyemle kurup, esnaflığa soyunduğum dükkanım. her ne kadar sözlüklerde çok büyük işler başaramasam da (aslında istediğim herşeyi elde ettim) doydum oralara, egom doldu. e böyle olunca zaten çok şey beklemediğim bu dükkanda 3-5 tanıdığı misafir etmek güzel oluyor. bakıyorum bazen tanımadıklarım da alaka gösteriyor, e onlar da buyursun gelsin tabii, değmeyin keyfime.
1 Mayıs 2009 Cuma
mayıs sendromu
katalizörlerin etkisiyle, bu yıl pas geçeceğini umduğum mayıs sendromum, benden belirsiz bir zamanda ve mekanda henüz mayıs olmadan, 30 nisan'ın ilk saatlerinden başladı. ilkbaharın son ayında yaşadığım bu psikolojik bozuntuya en iyi de bir sonbahar şarkısı gidiyor: lake of tears - forever autumn. bu şarkı eşliğinde geçen sene pek çok melankolik yazı yazmıştım, bir örnek.
11 ayımın sultanı mayıs, boş bir kola kutusunun içine düşen hamamböceğinin karanlığında geçiyor benim için. sanki geriye kalan aylar yarı aydınlık iken bu deyus tam karanlık. herşey alabildiğine kötü. istediğim hiçbir sonuca ulaşamazken, istemediğim ve beklemediğim pek çok olay da beni buluyor. arkadaşlarımla, sevgililerimle olan ilişkilerim orta şiddetten başlayan depremler geçiriyor, üstümde gezen melankolik bulut sayesinde hiçbir şeyden zevk alamazken, hafif rahatsız edici travmasında yaşadığım ne varsa benim için cehennem azabına dönüşüyor. ne anne koynu sıcaklığı arıyorum, ne deniz kıyısında ya da ormanın içinde herkesten uzak bir tatili. hayatıma olduğu gibi devam ediyorum. çünkü hiçbir tatilin bu ay içerisinde bana iyi geleceğini düşünmüyorum. daha çok zaman öldürmeye çalışıp, çabuk bitirmek istiyorum mayısı.
"neden böyle oluyor peki?" sorusuna yanıt bulamadım henüz. oluyor. engelleyemiyorum. geçen sene mayıs bitince, böyle bir sendromun olmadığının, bunu kendimin yaratıp ilerlettiğimin, her yıl mayıs ayını bekleyip bile bile bu melankoliye girdiğimin sonucuna varıp, bu sene, çıkardığım bu sonucun verdiği özgüvenle "olmayacak" dediğim, oldu yine. şu an uzun süredir dinlemediğim, forever autumn'u dinliyorsam tam içindeyimdir.
hayırlı olsun.
11 ayımın sultanı mayıs, boş bir kola kutusunun içine düşen hamamböceğinin karanlığında geçiyor benim için. sanki geriye kalan aylar yarı aydınlık iken bu deyus tam karanlık. herşey alabildiğine kötü. istediğim hiçbir sonuca ulaşamazken, istemediğim ve beklemediğim pek çok olay da beni buluyor. arkadaşlarımla, sevgililerimle olan ilişkilerim orta şiddetten başlayan depremler geçiriyor, üstümde gezen melankolik bulut sayesinde hiçbir şeyden zevk alamazken, hafif rahatsız edici travmasında yaşadığım ne varsa benim için cehennem azabına dönüşüyor. ne anne koynu sıcaklığı arıyorum, ne deniz kıyısında ya da ormanın içinde herkesten uzak bir tatili. hayatıma olduğu gibi devam ediyorum. çünkü hiçbir tatilin bu ay içerisinde bana iyi geleceğini düşünmüyorum. daha çok zaman öldürmeye çalışıp, çabuk bitirmek istiyorum mayısı.
"neden böyle oluyor peki?" sorusuna yanıt bulamadım henüz. oluyor. engelleyemiyorum. geçen sene mayıs bitince, böyle bir sendromun olmadığının, bunu kendimin yaratıp ilerlettiğimin, her yıl mayıs ayını bekleyip bile bile bu melankoliye girdiğimin sonucuna varıp, bu sene, çıkardığım bu sonucun verdiği özgüvenle "olmayacak" dediğim, oldu yine. şu an uzun süredir dinlemediğim, forever autumn'u dinliyorsam tam içindeyimdir.
hayırlı olsun.
15 Mart 2009 Pazar
Tİ5Sİ - 5 - Kaspar Hauser
bu insan hepimizden farklı olarak biraz vahşice büyütülmüş. vahşi derken yağmur ormanlarından, bunların balta girmemişlerinden ya da hayvanat bahçelerinde ki kaplanların yamacından bahsetmiyorum, bildiğin ahıra atılmış, hayat sayfasının marjini hepmizinkinden uzun olan. bu duruma zamanın evropasında pek sık rastlanırmış da shinji ikari kılıklı sekerrenk saçlara sahip ahırda kala kala aşşablaşmış küçük dev nasıl sıyrılmış onların arasından derseniz, cevabını ahırdan çıkar çıkmaz alafranga tuvalete gitmiş şeklinde vermem. kendisinin bazı psişik güçleri varmış, bu psişik güçler bir dadaistinkinden farklı olarak, çocukluğundan itibaren zindana tıkılarak hapsedilen bilincinin,özgür ve temiz havaya çıkması ile vücut buluyor. öyle psişik dediysek falınıza bakmıyor, aspiratör gibi bir bilinci, fotoğrafik bir hafızası var ve diğer insanlardan farklı olarak elektrik ve manyetiğe aşırı tepkisi var.
sürekli estivasyon halinde olan kaspar'ı 26 mayıs 1828'de (sallamıyorum, ahmet'in doğumgünü o tarih)(hayır ahmet 1828 de doğmadı) elinde bulunduğu kasabanın şerifinin adresi ile bir ayakkabıcı bulur. götürür kasabanın şerifine. kaspar arada birşeyler söyler ama joker (her joker deyişimde aklıma heath ledger gelir, her heath ledger geldiğinde yukardaki yıldızlara bakarım) gibi adam çözmek lazım kafa yormak lazım. bunun yanında kendisi de mutlu değil, çevresine alışamamış, sürekli ağlıyor, iki gözü iki çeşme, dakriyoadenit olacak (ne alakaysa). sonra bunu bir psikoloğa kontrol ettirirler. psikoloğun tanısı kaspar'ın deli ya da gerizekalı olmadığı yönünde, fakat bütün eğitimsel ve sosyal hayattan zorla alıkonulmuş. ayrıca dizlerinin sürekli kırık olması şimdiye dek çok fazla ayakta durmadığına bağlar psikolog. ayrıca kaspar'ın geceleri enteresan bir şekilde daha iyi gördüğünü ve geceleri pteronları olan bir tanrı kadar mutlu olduğunu da çiziktirmiş bir yerlere. kaspar ise geceleyin ilk kez gökyüzündeki yıldızları gördüğünde hayran kalır.
yemeği su ve ekmek. bunun dışındakileri tükürse de çevresindekilere çok kibar davranır kimseyle tutoyant mertebesine çıkmaz. en küçük bir böceği bile incitmez (gerçek anlamda). tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi, mumu görüp alevini tutmaya çalışınca elini yakar ve ağlar. aynanın karşısına ilk geçtiğinde aynadaki yansımasını farklı biri olarak algılar ve onunla oyun oynar. gördüğü bütün parlak objeler ilgisini çeker, bunlar erişemeyeceği yerlere konulunca yine ağlar. önceleri bütün hayvanlara "at bu" dese de zamanla renkli olanları bir savak gibi bu bakışını değiştirir. koyu renklere sahip nesneler kendisini ürkütür. en sevdiği renk açık kırmızıdır, yeşil ve siyahtan nefret eder, bu yüzden, dışarıda ormanda gezmeyi sevmez pek. fakat korkusu ağaçlara, ormana değildir, karanlığadır. bir gün bir çocuk gidip ağaca tekme atar, kaspar ağacın canının yandığını sanıp ağlamaya başlar.
kaspar'ın anlatımına göre (konjektürellikten biraz daha uzaktır) ahırın penceresi yokmuş ve kendisi hiç güneşi doğrudan görmemiş, ığrıpla balık tutmamış ve hiç uzanarak uyumamış, hep oturur vaziyette. kendisinden sürekli üçüncü bir kişi olarak konuşur kaspar. "kaspar aç değil." "kaspar pembe tuvaletli bayana iktiran etmek istiyor" gibi.
kendisi için gelen ikinci bir psikolog da yüzünde hiç sakal olmadığını (kaspar'ın yaşı sürekli bir muamma olarak kalmıştır) ve gözlerinin boşluğu genellikle boşluğa baktığını gözlemlemiş.

kaspar zamanla et yemeye de başlayıp vücudunu güçlendirince psişik özellikleri ortaya çıkmaya başlar. okuduğu şeyleri unutmaz, karanlıkta mavi ve yeşil rengi bile birbirinden ayırabilir, keskin gözlere sahip bir insanın ancak bir iki yıldız seçebildiği puslu bir gecede kaspar takım yıldızların sinopsisini çıkarır, başka odadan birinin ıslığını kendisiyle aynı odada olan hiç kimse duymasa da o kalkıp kolbastı yapar. fakat bu özelliklerinin kimi durumlarda kendisini olumsuz yönde etkilediği de gözlemlenir. yüksek sesler ve aşırı parlak ışıklar kendisini oldukça rahatsız eder.
kaspar zamanının avrupasının parlayan çocuğu olur böylece, taa beni ahmerden duyulur namı bu ecbe gencin. tabii kendisine meşakkada da bulunulup suikast girişimleri de olur, avrupa gazetelerinde boy gösterince. kendisine ilk suikast girişimi bir kasap bıçağıyla yapılır fakat kaspar kendini bir şekilde bu saldırıdan kurtararak kaçar. ancak bu saldırı mukannen değil, kimileri kaspar'ın hayal gördüğünü düşünür. fakat kaspar'ın psikolojisi anlattığı bu saldırından sonra oldukça değişir.
daha sonra ise kendisinin ölümüne sebep olan ikinci bir saldırı gerçekleşir. kaspar'ın anlatımına göre kendisine bir amele bir not getirir ve bu notta bir adamın kendisini parkta beklediğini ve adamın kaspar'ın annesinin kim olduğunu bildiği yazılıdır. kaspar parka gider, siyahlar giyinmiş, elinde siyah bir cüzdan olan adam kendisine doğru yaklaşır. elindeki cüzdanı fırlatan adam kaspar'ı ciğerinden ve midesinden bıçaklayıp kaçar. kaspar'da kaldığı eve doğru gider. polisler olay yerini araştırdıklarında adamı bulamasalar da siyah cüzdanı bulurlar. siyah cüzdanın içinden bir not çıkar. not tersten yazılmış, ambulans'ın yazıldığı gibi: "kaspar beni tanıyor, kim olduğumu size anlatacaktır" fakat kaspar kendisini sorgulayan polise adamı tanımadığını anlatır. birkaç gün sonra ise canını ilahi kudrete teslim eder. polisler parka yağmış kardan ayak izlerine baktıklarında ise sadece birkaç kişininkini ve kaspar'ınkini bulurlar. parktan birinin koşarak kaçtığına dair bir delil yok.
kaspar'ın mezar taşında ise şu yazılıdır: "burada kaspar hauser yatar. doğumu bilinmez, ölümü meçhuldur."
bu kadar anlattım kendisini gelelim neden tanışmak istediğime, o bir enterprise'dır. girmeye korktuğumuz yerlerine girmiştir hayatın yaşamı boyunca, hiçbirimiz belki de onun kadar algılayamamış, onun baktığı gibi bakamamışızdır dünyaya.
sürekli estivasyon halinde olan kaspar'ı 26 mayıs 1828'de (sallamıyorum, ahmet'in doğumgünü o tarih)(hayır ahmet 1828 de doğmadı) elinde bulunduğu kasabanın şerifinin adresi ile bir ayakkabıcı bulur. götürür kasabanın şerifine. kaspar arada birşeyler söyler ama joker (her joker deyişimde aklıma heath ledger gelir, her heath ledger geldiğinde yukardaki yıldızlara bakarım) gibi adam çözmek lazım kafa yormak lazım. bunun yanında kendisi de mutlu değil, çevresine alışamamış, sürekli ağlıyor, iki gözü iki çeşme, dakriyoadenit olacak (ne alakaysa). sonra bunu bir psikoloğa kontrol ettirirler. psikoloğun tanısı kaspar'ın deli ya da gerizekalı olmadığı yönünde, fakat bütün eğitimsel ve sosyal hayattan zorla alıkonulmuş. ayrıca dizlerinin sürekli kırık olması şimdiye dek çok fazla ayakta durmadığına bağlar psikolog. ayrıca kaspar'ın geceleri enteresan bir şekilde daha iyi gördüğünü ve geceleri pteronları olan bir tanrı kadar mutlu olduğunu da çiziktirmiş bir yerlere. kaspar ise geceleyin ilk kez gökyüzündeki yıldızları gördüğünde hayran kalır.
yemeği su ve ekmek. bunun dışındakileri tükürse de çevresindekilere çok kibar davranır kimseyle tutoyant mertebesine çıkmaz. en küçük bir böceği bile incitmez (gerçek anlamda). tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi, mumu görüp alevini tutmaya çalışınca elini yakar ve ağlar. aynanın karşısına ilk geçtiğinde aynadaki yansımasını farklı biri olarak algılar ve onunla oyun oynar. gördüğü bütün parlak objeler ilgisini çeker, bunlar erişemeyeceği yerlere konulunca yine ağlar. önceleri bütün hayvanlara "at bu" dese de zamanla renkli olanları bir savak gibi bu bakışını değiştirir. koyu renklere sahip nesneler kendisini ürkütür. en sevdiği renk açık kırmızıdır, yeşil ve siyahtan nefret eder, bu yüzden, dışarıda ormanda gezmeyi sevmez pek. fakat korkusu ağaçlara, ormana değildir, karanlığadır. bir gün bir çocuk gidip ağaca tekme atar, kaspar ağacın canının yandığını sanıp ağlamaya başlar.
kaspar'ın anlatımına göre (konjektürellikten biraz daha uzaktır) ahırın penceresi yokmuş ve kendisi hiç güneşi doğrudan görmemiş, ığrıpla balık tutmamış ve hiç uzanarak uyumamış, hep oturur vaziyette. kendisinden sürekli üçüncü bir kişi olarak konuşur kaspar. "kaspar aç değil." "kaspar pembe tuvaletli bayana iktiran etmek istiyor" gibi.
kendisi için gelen ikinci bir psikolog da yüzünde hiç sakal olmadığını (kaspar'ın yaşı sürekli bir muamma olarak kalmıştır) ve gözlerinin boşluğu genellikle boşluğa baktığını gözlemlemiş.
kaspar zamanla et yemeye de başlayıp vücudunu güçlendirince psişik özellikleri ortaya çıkmaya başlar. okuduğu şeyleri unutmaz, karanlıkta mavi ve yeşil rengi bile birbirinden ayırabilir, keskin gözlere sahip bir insanın ancak bir iki yıldız seçebildiği puslu bir gecede kaspar takım yıldızların sinopsisini çıkarır, başka odadan birinin ıslığını kendisiyle aynı odada olan hiç kimse duymasa da o kalkıp kolbastı yapar. fakat bu özelliklerinin kimi durumlarda kendisini olumsuz yönde etkilediği de gözlemlenir. yüksek sesler ve aşırı parlak ışıklar kendisini oldukça rahatsız eder.
kaspar zamanının avrupasının parlayan çocuğu olur böylece, taa beni ahmerden duyulur namı bu ecbe gencin. tabii kendisine meşakkada da bulunulup suikast girişimleri de olur, avrupa gazetelerinde boy gösterince. kendisine ilk suikast girişimi bir kasap bıçağıyla yapılır fakat kaspar kendini bir şekilde bu saldırıdan kurtararak kaçar. ancak bu saldırı mukannen değil, kimileri kaspar'ın hayal gördüğünü düşünür. fakat kaspar'ın psikolojisi anlattığı bu saldırından sonra oldukça değişir.
daha sonra ise kendisinin ölümüne sebep olan ikinci bir saldırı gerçekleşir. kaspar'ın anlatımına göre kendisine bir amele bir not getirir ve bu notta bir adamın kendisini parkta beklediğini ve adamın kaspar'ın annesinin kim olduğunu bildiği yazılıdır. kaspar parka gider, siyahlar giyinmiş, elinde siyah bir cüzdan olan adam kendisine doğru yaklaşır. elindeki cüzdanı fırlatan adam kaspar'ı ciğerinden ve midesinden bıçaklayıp kaçar. kaspar'da kaldığı eve doğru gider. polisler olay yerini araştırdıklarında adamı bulamasalar da siyah cüzdanı bulurlar. siyah cüzdanın içinden bir not çıkar. not tersten yazılmış, ambulans'ın yazıldığı gibi: "kaspar beni tanıyor, kim olduğumu size anlatacaktır" fakat kaspar kendisini sorgulayan polise adamı tanımadığını anlatır. birkaç gün sonra ise canını ilahi kudrete teslim eder. polisler parka yağmış kardan ayak izlerine baktıklarında ise sadece birkaç kişininkini ve kaspar'ınkini bulurlar. parktan birinin koşarak kaçtığına dair bir delil yok.
kaspar'ın mezar taşında ise şu yazılıdır: "burada kaspar hauser yatar. doğumu bilinmez, ölümü meçhuldur."
bu kadar anlattım kendisini gelelim neden tanışmak istediğime, o bir enterprise'dır. girmeye korktuğumuz yerlerine girmiştir hayatın yaşamı boyunca, hiçbirimiz belki de onun kadar algılayamamış, onun baktığı gibi bakamamışızdır dünyaya.
tanışmak istenilen 5 süper insan
itiraftır: erdem'den çaldım bu 5 ayağını. belki moliere'in cimri'sini, pinti hamit diye çevirme tandansında bir aksiyon olacak ama kendisinin blog'unu okumaya ilk başladığım andan beri kıskanıyordum 5'lilerini. ve bu 5'lilere -ki neden 5'ler diye sorarsınız, bir battlestar galactica, bir cylon referansı yapmam, erdem'den gördüm derim, benim uğurlu olduğuna inandığım sayım derim- tarih olup -spoiler oldu, evet hiçbiri şu an yok- tanışmak istediğim insanlarla başlayacağım. düz adam konjektürü: bu adam hem tarihi seviyor, hem de insanları.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
defter
eğer gerçekten ölümümden sonra bedenimle ne yapılacağını umursuyor olsaydım, attığım her adımla ıslak bir pamuk gibi şekillenen beyaz plaj k...
-
insanları sınıflandırıyoruz ya şöyle böyle diye. al işte bir tanesi daha... imrenmiyor muyum? imreniyorum aslında. keşke sadece birini seveb...
-
aslında aramızda üçün beşin hesabı olmaz da bu garip hissi çözümlemeye çalışıyorum. işin özüne inersek ilkin soracağımız soru "niye ya...
-
"sana yazamamamı anlatabildiğim en büyük düzlem olan şaşkınlığımı senin çok renkliliğinle sebepledim. yanındayken zaman kaybı olarak gö...